Hadi Ağla, zırla bakalım (!)
Inter'i Şampiyonlar Ligi şampiyonu yapan Jose Mourinho, Real
Madrid'e imza attığı ilk senesinde yönetimden Mesut Özil'in transferini talep
etmişti.
2010-11 sezonunun başında W. Bremen'den 18
milyon Euro'ya alınan Özil, Madrid temsilcisi ile 2. yılında şampiyonluk
yaşamış, ilk 2 yılında da asist kralı ve 24 yaşında R.Madrid'in
vazgeçilmezlerinden biri olmuştu.
3. yılının başında Özil, hücumda Ronaldo,
Higuain ve Benzema ile yakaladığı uyum ile daha ilk haftalarda yine göze
batmaya başlamıştı.
Ancak 2012-2013 sezonunun 6. haftasında belki de
Mesut Özil'in kariyerinde futbol mantalitesini etkileyecek önemli bir olay
yaşandı.
İlk bakışta sıradan bir iç saha maçıydı.
Eflatun Beyazlılar evinde Deportivo'yu
ağırlıyordu ve devre arasına 3-1'lik üstünlükle girmişti. İşler yolunda gibi
gözüküyordu.
Ama devre arasında soyunma odasına gelen
Mourinho, kızgın ve öfkeliydi. Bağırıyor, çağırıyor, sürekli eleştiriyordu.
Ancak tüm takımı değil.
Sadece bir oyuncuyu.
Mesut Özil'i.
Portekizli teknik adam bir hışımla girdiği soyunma
odasında tüm takımın önünde Özil'e "İki güzel pas yeterli sanıyorsun. Sana
göre, ikili mücadeleye girmek için fazla iyisin. Çok iyi olduğunu, yüzde elli
ile oynamanın yeterli olacağını düşünüyorsun" demeye başlamıştı.
Dakikalar geçiyor Mourinho'nun azarları
bitmiyordu.
Artık herkes susmuş onu dinliyordu.
"Bir erkek gibi oynamanı istiyorum. İkili
mücadelelerde canın acımasın, forman kirlenmesin istiyorsun" diye devam
ediyordu.
Bununla da yetinmeyen Mourinho, ayak
parmaklarının ucunda yükseliyor, kollarını vücu-duna yapıştırıyor, oradan oraya
kibarca yürüyüp adeta Özil'in bir parodisini yapıyordu soyunma odasında.
Mesut'un sabrı taşmıştı.
O Almanya Milli Takımı'nın en önemli oyuncusu ve
R.Madrid'in saha içi liderlerinden biriydi. Bir çocuk gibi susup tüm bu
olanlara daha fazla tahammül edemezdi.
Ve Mourinho'ya dönüp "Bu kadar harikaysan
al kendin oyna." diye bağırıp tüm futbolcuların giymek için birçok şeyi
feda edebileceği Real Madrid formasını üze-rinden çıkarıp Portekizli teknik
adamın ayaklarına fırlattı.
Bu hareket sonrası soyunma odası adeta buz
kesti.
Kimseden çıt çıkmadı.
Herkes gözlerini Mourinho'ya dikmiş, kurt
hocanın göstereceği tepkiyi bekliyordu.
Mourinho kötü kötü gülerken "Ah Mesut, pes
mi ediyorsun yani?" diye sordu.
"O kadar korkaksın ki. Ne istiyorsun şimdi?
Sıcak bir duş alıp yalnız kalmak mı? Yoksa sahaya çıkıp bana ve takım
arkadaşlarına neler yapabileceğini ispatlamak mı?" diye sordu.
Biraz önce çıldıran adam gitmiş yerine dünyanın
en sakin insanı gelmişti.
"Sana bir şey diyeyim mi Mesut?"
diyordu Mourinho, "Ağla hadi. Zırla bakalım. Bebeksin sen. Duşa git. Sana
ihtiyacımız yok!"
2 yıldır birlikte çalıştığı Mesut'un Zidane'a
olan hayranlığını bilen Mourinho soyunma odasından çıkarken Mesut'un en
derinine dokunacak lafı söylüyordu
"Sen Zidane'ın yanına bile
yaklaşamayacaksın!"
Bundan sonrasını ise Mesut'un kendi ağzından
yani bu hikayeyi anlattığı kitabından alıntılayalım;
"Boğazım düğümlenmişti. Herkes gitti.
Soyunma odasında bir tek ben kaldım. Daha önce hiç böyle bir azar işitmemiştim.
Mourinho bana neden böyle davranmıştı? Dünyanın en büyük kulübünde oynuyordum.
Ancak buna rağmen o akşam kendimi ve futbolumu sorgulamaya başladım. Bu olay
haftalar boyunca aklımdan çıkmadı. Hayatımın en önemli azarı olmuştu.
Sonrasında Mourinho'ya hak verdim. O benim potansiyelimin ve yapabileceklerimin
farkındaydı. Benden daha iyisini istemişti ama kendi tarzıyla. O azardan 2 yıl
sonra Dünya Kupası'nı kazandım. Halen saha içerisinde işleri biraz hafife
almaya başladığımı hissedersem aklıma o azar gelir ve kendimi silkelerim.
Mourinho'ya kendimi sorgulamamı sağladığı o azar için her zaman minnettar
olacağım"

Yorumlar
Yorum Gönder