Kayıtlar

Şubat, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

"Bir zamanlar Türkiye'de"

Resim
" Futbol bir erkek sporudur"  diyen bir güruha karşı yıllarca ayakta duran bir spor insanı  Lale Orta. 1960 yılında gözlerini açtığı dünyada 11 yaşında iken ilk kez futbol topuyla tanıştı. İlk başlarda ailesi onu başka sporlara yönlendirmeye çalışsa da o meşin yuvarlağı çok sevdi. 16 yaşına geldiğinde Türkiye'nin ilk kadın futbol kulübü olan Dostlukspor'da kalecilik ve kaptanlık yaptı. Futbola çok meraklıydı ancak hayatını profesyonel sporcu olarak sağlayamayacağını biliyordu. O da başka alanlara yöneldi. Önce futbol maçlarında  foto muhabiri  olarak görev yaptı. "Yeşil zemine bir şekilde yakın olmak istiyordum. Kale arkasında foto muhabirliğini denedim ama olmadı" şeklinde açıklıyordu o günleri. Sonrasında 1985 yılında kader çizgisi yazılmaya başlandı. Türkiye Futbol Federasyonu , futbol antrenörlüğü kursuna bir kadın almayı kararlaştırmıştı. Aday olan iki kişinin arasında yapılan kura çekimini kazanan Lale Orta'dan başkası değildi. Kursu başarıyla tama...

"Depresyondayım, unutuldum, aldatıldım..."

Resim
Sebastian Deisler. 1995 yılında 15 yaşında Mönchengladbach altyapısından içeri girdiğinde namı çoktan ondan önce gelmişti.Doğuştan var olan yeteneği ve sağ ayağı onu henüz çok genç yaşta Almanya' da çok popüler bir figür haline getirmişti. Almanya Milli Takımı'nın tüm alt yaş kategorilerinde görev yapmıştı. 98-99 sezonunda henüz 18 yaşındayken 2 milyon Euro bonservis bedeli ile başkente doğru yola koyuldu. Almanya'nın 'Harika çocuğu' Deisler, henüz 20 yaşında Hertha Berlin forması ile kendisini ispatlamış, kariyerinde toplam 36 kez sırtına geçireceği Almanya Milli Takım formasını ilk kez giymişti. Adı ülkenin en büyüğü Bayern Münih ile anılıyordu. Almanya'nın en saygı duyulan gazetesi Bild, onu 13 Ekim 2001 günü manşetine taşımış ve "Deisler sezon sonunda B.Münich'te. 20 milyon Mark kazanacak" yazmıştı. Alman futbolunun David Beckham'ı olarak gösterilen Deisler için aslında her şey o gün başladı. O günün akşamında Deisler, Hamburg'a karşı o...

100 yıllık beddua

Resim
1900'lü yılların başında dünyaya geldi Bela Guttmann. Çocukluktan beri meraklı olduğu futbolu profesyonel olarak oynamayı denese de pek parlak bir oyuncu kariyeri olmadı. Guttmann sonrasında gözünü teknik direktörlüğe dikti. 2. Dünya Savaşı başlayana kadar dönemin Avusturyasında birkaç takım çalıştırdı. Yahudiydi. Hitler, tüm dünyanın altını üstüne getirmeye çalışırken Nazi Almanya'sının en faşist toplama kampı Auschwitz'e gönderilmekten son anda kurtuldu. Ancak babası ve kız kardeşi onun kadar şanslı değildi. Guttmann, ikisini de faşist toplama kampında kaybetti. Artık hayatta tutunacağı tek bir dal kalmıştı. Kendisini tamamen teknik direktörlüğe adadı. Milan, Apoel, Sao Paulo dahil bir çok farklı takımda görev yaptıktan sonra yolu 1959'da Portekiz ekibi Benfica'ya düştü. O zamanlar futbolda 'Devrim' olarak görülen 4-2-4 dizilişi ile oynatıyordu takımını. Lizbon temsilcisini, 1960-61 ve 1961-62 sezonlarında Şampiyon Kulüpler Kupası şampiyonu yaparak Avrupa...

"Sadece bir şakaydı..."

Resim
  1948'de İtalya'da çiftçi bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmişti Luciano Re Cecconi. Çocukluğundan beri futbol topuna merak olan bu çocuk altın gibi parlayan saçları ile daha gençlik yıllarında altyapılarda oynarken "Sarışın melek" lakabı takılmıştı kendisine. İlk olarak alt lig takımlarından Foggia ile Serie A'ya yükselme başarısı yakalamış sonrasında ise henüz 24 yaşında 1990'da İtalyan ordusu tarafından kurulan başkentin mavi yakası Lazio'ya adım atmıştı. Orta sahada görev yapıyordu. Futbol tabiri ile tam bir dinamoydu. Özellikle sahada çok koşmasıyla bilinen Re Cecconi, koşarken bir o yana bir bu yana savrulan uzun sarı saçları ile taraftarın sempatisini henüz ilk yılından kazanmıştı. Saha dışında da sevilen etrafına neşe saçana 'Şakacı' bir insandı. İtalyan temsilcisindeki ikinci yılından ise kulüp, 74 yıllık tarihinde ilk kez şampiyon olmayı başarıyor ve Re Cecconi bu başarıda en önemli pay sahipleri arasında yer alıp ismini büyük ha...

Hadi Ağla, zırla bakalım (!)

Resim
  Inter'i Şampiyonlar Ligi şampiyonu yapan Jose Mourinho, Real Madrid'e imza attığı ilk senesinde yönetimden Mesut Özil'in transferini talep etmişti. 2010-11 sezonunun başında W. Bremen'den 18 milyon Euro'ya alınan Özil, Madrid temsilcisi ile 2. yılında şampiyonluk yaşamış, ilk 2 yılında da asist kralı ve 24 yaşında R.Madrid'in vazgeçilmezlerinden biri olmuştu. 3. yılının başında Özil, hücumda Ronaldo, Higuain ve Benzema ile yakaladığı uyum ile daha ilk haftalarda yine göze batmaya başlamıştı. Ancak 2012-2013 sezonunun 6. haftasında belki de Mesut Özil'in kariyerinde futbol mantalitesini etkileyecek önemli bir olay yaşandı. İlk bakışta sıradan bir iç saha maçıydı. Eflatun Beyazlılar evinde Deportivo'yu ağırlıyordu ve devre arasına 3-1'lik üstünlükle girmişti. İşler yolunda gibi gözüküyordu. Ama devre arasında soyunma odasına gelen Mourinho, kızgın ve öfkeliydi. Bağırıyor, çağırıyor, sürekli eleştiriyordu. Ancak tüm takımı değil. Sadece bir oy...

Beyefendi

Resim
  1994 Dünya Kupası'nı ABD'nin düzenleyeceği açıklandıktan sonra tüm otoriteler şaşırmıştı. Çünkü o sıralar ABD'de profesyonel bir futbol ligi bile yoktu. Amerikalılar daha çok basketbol ve beyzbol ile haşır neşirdi. ABD'de yayıncılık açısından da Avrupa ile saat farkı gereği maçların sabah saatlerinde oynanması gerekecekti. Ama o turnuvanın futbol tarihinin o güne kadar tribünlere en çok seyirci çeken kupası olacağından kimsenin haberi yoktu. İşte o kupada elemelerde son Dünya Kupası finalisti Arjantin'i 5-0 yenen ve gizli favori olarak gösterilen Kolombiya da yer alacaktı. 35 milyon nüfuslu bu Güney Amerika ülkesinde ise kupadan 1 yıl önce büyük uyuşturucu baronu Pablo Escobar öldürülmüştü. Escobar'dan boşalan uyuşturucu krallığına oturmak isteyen karteller, başkent Medellin dahil her şehirde kaos ve huzursuzluk yaratıyordu. Adeta 'Yeraltı dünyasında' kartlar yeniden dağıtılıyordu. Dünya Kupası öncesi Kolombiya'nın her mevkide kaliteli futb...

Milli takım forması değişir mi?

Resim
          İkinci Dünya Savaşı sona ermiş, en son 1938'de düzenlenen Dünya Kupası organizasyonu harap olmuş Avrupa ülkeleri yerine 1950'de Brezilya'ya verilmişti. 20 yıllık aranın ardından tekrar Güney Amerika kıtasında düzenlenecek Kupa için Rio De janerio'da halen resmi olarak dünyanın en yüksek kapasiteli stadyumu olan Maracana Stadyumu inşa edilmişti. Tam 200.000 kişilik bir stadyum. Kupaya Avrupa takımları isteksiz yaklaşmış, Brezilya'ya gitmek o günün şartlarında günler süreceği için birçok ülke Kupa'ya katılmaya yanaşmamıştı. Sadece 13 ekibin katıldığı organizasyona Almanlar davet bile edilmemiş, Hindistan'da futbolcularını çıplak ayakla oynatmak istediği için diskalifiye edilmişti. Ev sahibi Brezilya işi çok ciddiye alıyordu. Teknik Direktör Flavio Costa, takımı turnuvadan 4 ay önce kampa almıştı. Evli olanların eşleriyle, sevgilisi olanların da kız arkadaşları ile görüşmesi yasaktı. Takımda yatış saati gece 10'u geçen olursa cez...

Franco'nun şanslı elleri

Resim
  Dünya Kupası, 2. Dünya Savaşı'nın ardından ilk kez Güney Amerika kıtasında yani 1950'de Brezilya'da düzenlenmişti. 1954'te ise ev sahibi İsviçre olmuş, büyük buhranlar geçiren insanlık için savaşlardan sonra Avrupa kıtasında düzenlenecek ilk Dünya Kupası olma özelliğini kapmıştı. O zamanın şartlarında Türkiye, 20 milyon nüfuslu, futbolda henüz derli toplu bir Ulusal Lig'i bile olmayan bir federasyona sahipti. Hatta 1950 Dünya Kupası'na katılım hakkı kazanılmış, ancak o dönemin şartlarına kıyasla Brezilya'ya gitmek federasyona çok masraflı gelmiş ve kupaya katılmaktan vazgeçilmişti. Türkiye bu tarihi fırsatı elinin tersiyle itmişti. Ülkemizde halen resmi olarak takımların şampiyonluklarının 1959 yılından itibaren sayıldığı söylersek herhalde o dönemin şartlarını anlatmak kolaylaşacaktır. A Milli Futbol Takımımız bu şartlarda 1954'te İsviçre'de düzenlenecek Kupa'ya gidebilmek için İspanya ile eleme mücadelesi verdi. Millilerin başında İtal...

Dünya Kupası çalınır mı?

Resim
        1863'te, futbolda bugüne kadar gelmiş temel kuralları oluşturmuşlar ve FA (Futbol birliği) kuruluşu altında toplamışlardı. Kendilerini futbolun hem beşiği hem de mucidi olarak gören ve bunda pek haksız sayılmayan İngiltere, 'Kendisine sorulmadığı' için FIFA'nın organize ettiği Dünya Kupası'nın ilk 3'üne davet edilmesine rağmen katılmamıştı. Britanyalılar'ın yer aldığı ilk turnuva 1950 olmuş ve tek şampiyonluklarını yaşayacakları 1966 yılında, bu organizasyonu düzenlemek için ev sahibi hakkını almışlardı. Kupa'nın tanıtım filmi de ünlü Türk sanatçı Abidin Dino'ya yaptırmışlardı. Filmin adı 'Gol'dü. Ancak futbolun mucitleri en büyük 'Gol'ü evlerinde düzenleyecekleri Dünya Kupası'nda 3 ay önce yemişlerdi. Kupa, bir otelde sergilendiği sırada çalındı. Kupa çalındıktan 1 hafta sonra o zamanki adıyla Julies Rimet Kupası'nı Londra sokaklarında Pickles isimli bir köpek çalıların arasında buldu. Özellikle spor paz...

"Kupayı kaldır Bellini..."

Resim
      Güncel tarihte 5 kez ile Dünya Kupası en fazla müzesine götüren Brezilya’nın Teknk direktör Feola önderliğinde 1958’ yılında İsveç’te düzenlenecek Dünya Kupası’na giderken henüz müzesinde tek bir kupa bile yoktu. Aylar önce Manchester United kafilesinin yaptığı uçak kazası sonrası 8 futbolcunun vefat etmesi futbolu derinden etkilemişti. Dünya Kupası fikrini bulan Fransız futbol adamı “Julies Rimet” olmadan düzenlenen ilk kupaydı bu. Ayrıca final maçı canlı yayınlanan ilk Kupa olma özelliğini de taşıyacaktı bu turnuva. Zaten o zamanki adıyla turnuvanın adın Dünya Kupası değil Julies Rimet Kupası olarak biliniyordu. Ta ki 1974’e kadar. 1950’de evlerinde düzenledikleri kupanın son maçında beraberlik onları şampiyon yapacakken (o zaman statü öyleydi) Uruguay’a kaybetmeleri öyle bir şok yaratmıştı ki Milli Takım’ın forma renklerini değiştirip, 2 yıl maç yapmadılar. İsveç’e giderken bu sefer Kupa’yı almayı kafasına koyan Güney Amerika ekibi, çoğu okuma yazma ...

“İtalyan işi bir hüzün…”

Resim
    İtalyan golcü Paolo Rossi. Evinde düzenlenen 1934 Dünya Kupası’nı diktatör “Mussolli’nin katkılarıyla”, ama 1938 Dünya Kupası’nı “bileğinin hakkıyla” Vittorio Pozzo yönetiminde kazanmıştı İtalya Milli Takımı. Futbolun emekleme dönemindeki bu iki büyük başarıdan, İtalya ülke olarak kaosa girmiş, dünya savaşlarının etkisi futbola yansımıştı. Öyle ki İngiltere’de düzenlenen1966 Dünya Kupası’nda henüz grup aşamasında Kuzey Kore’ye geçilmişlerdi. Bu tarihi başarısızlıktan sonra İtalya’da Federasyon radikal kararlar almış ve yerel ligde 80’lerin başına kadar sürecek “Yabancı oyuncu yasağı” getirmişti. İtalya, 70 Dünya Kupası finaline çıkmış. Ancak finalde Pele’li Brezilyaya toslamıştı. Maviler sonraki yıllarda zirveden uzak kalmış, 44 yıllık Dünya Kupası hasretini bitirmek için 1982’de İspanya’ya doğru yola çıkmıştı. İtalyanların hocası Bearzot’un ise bu kupadaki en büyük kozu tartışmalı golcü Rossi olacaktı. Her ne kadar masum olduğunu iddia etse de 1980 yılındaki Toton...