Franco'nun şanslı elleri
Dünya Kupası, 2. Dünya Savaşı'nın ardından ilk kez Güney
Amerika kıtasında yani 1950'de Brezilya'da düzenlenmişti.
1954'te ise ev sahibi İsviçre olmuş, büyük
buhranlar geçiren insanlık için savaşlardan sonra Avrupa kıtasında düzenlenecek
ilk Dünya Kupası olma özelliğini kapmıştı.
O zamanın şartlarında Türkiye, 20 milyon
nüfuslu, futbolda henüz derli toplu bir Ulusal Lig'i bile olmayan bir
federasyona sahipti.
Hatta 1950 Dünya Kupası'na katılım hakkı
kazanılmış, ancak o dönemin şartlarına kıyasla Brezilya'ya gitmek federasyona
çok masraflı gelmiş ve kupaya katılmaktan vazgeçilmişti.
Türkiye bu tarihi fırsatı elinin tersiyle
itmişti.
Ülkemizde halen resmi olarak takımların
şampiyonluklarının 1959 yılından itibaren sayıldığı söylersek herhalde o
dönemin şartlarını anlatmak kolaylaşacaktır.
A Milli Futbol Takımımız bu şartlarda 1954'te
İsviçre'de düzenlenecek Kupa'ya gidebilmek için İspanya ile eleme mücadelesi
verdi.
Millilerin başında İtalyan teknik adam Sandro
Puppo vardı.
6 Ocak 1954'te Madrid'de oynanan ilk maçı
Boğalar 4-1 kazanırken, 14 Mart 1954'te İnö-nü'de oynanan 2. karşılaşmada
Ay-Yıldızlı ekibimiz Fenerbahçe efsanesi Burhan Sargun'un golüyle rakibini 1-0
yendi.
O zamanki statüye gire Kupa'ya gidecek takımı
oynanacak 3. karşılaşma yani final maçı belirleyecekti.
Eşleşmenin finali için tarafsız bir saha
bulunması gerekiyordu.
O saha İtalya'nın Roma şehrinde bulundu.
Ay- Yıldızlılar final karşılaşma öncesi
tribünlere 'Türk sigarası' atarak taraftardan sempati kazanmıştı. O günlerde bu
durum farklı ülke-lerde gidildiğinde bir ritüeldi.
Yine büyük çekişmeye sahne olan maçın normal
süresi 2-2 biterken Milli Takımımızın kalecisi Turgay Şeren, 84. dakikada
kafasında aldığı darbe ile hastanelik olmuştu.
Uzatmalarda da eşitlik bozulmayınca ne mi oldu?
'Penaltılar' cevabını bekliyorsanız yanıldınız.
Çünkü 1954 yılında futbolda henüz penaltı
atışları diye bir kavram yoktu.
Futbolda 'Seri penaltı atışları" kavramının
oluşmasına 16 yıl vardı.
İspanya ile Türkiye eşleşmesinde artık 1954
Dünya Kupasına giden takım "kura" ile belirlenecekti.
İki takımın da ismi ufak kağıtlara yazıldı ve
bir kavanozun içine atıldı.
Ancak bu kurayı tarafsız birinin çekmesi
gerekiyordu.
Bu isim İspanya ve Türkiye heyetinden olamazdı.
Akla gelen dahiyane fikir ile tribünlerden rastgele
bir çocuk seçildi.
O çocuğu adı Franco idi.
14 yaşındaydı Franco.
O dönem İspanya'yı "Müzik, Eğlence ve
Futbol" düsturuyla yöneten İspanya Kralı'yla aynı adı taşıyordu.
Önce gözleri bağlandı, sonra kavanoz önüne
getirildi.
14 yaşındaki minik elleri ile Franco,
kavanozdaki 2 kağıttan birini aldı gözlerini açtı ve bağırdı;
"Turchia"
Türkiye tarihinde ilk kez Dünya Kupası'na
katılacaktı. Hem de kura ile.
Hemen Roma'dan Türkiye'ye bu haber ulaştırıldı.
Peki Türkiye 1954 Dünya Kupası'nda ne mi yaptı?
Güney Kore, Batı Almanya ve Macaristan ile aynı
grubu düşen Milliler ilk maçında Batı Almanya'ya 4-1 yenildi.
Sonrasında ise Güney Kore'yi 7-0 yendi.
Macaristan ile statü gereği maç yapmayan
Milliler grup finalinde yeniden Panzerler ile karşılaştı ve turnuva sonunda
şampiyon olacak Batı Almanya'ya bu sefer 7-2 kaybederek elendi.
Türkiye bir daha Dünya Kupası arenasında boy
göstermek için tam 48 sene bekleyecekti.

Yorumlar
Yorum Gönder